18 Eyl 2015

Chappie

Daha önce District 9'da bir uzaylı ile özdeşleşmemizi sağlayan Neill Blomkamp, bu kez Chappie bir yapay zekayı özdeşleşme refleksimize sunarak bizimle ciddi ve zihin açıcı bir oyun oynuyor. Ancak filmin yükselen çatışması aksiyon düzeyinde oldukça iyi kurulmuş olsa da, karakter çizgilerinin dramatik yapıya zarar verdiği söylenebilir; Chappie'nin anne ile kurduğu bağın inandırıcılığı için birkaç özel an daha, babanın insafa gelişlerinin makullüğü adına onun karakterine biraz daha serme, çok daha kuvvetli bir climax'e ulaşmamızı sağlayabilirdi. Bana öyle geliyor ki, stüdyoların iki saatlik süre dayatması, Blomkamp'ı sıkıştırmış ve yönetmenin güzel öyküsü zarar görmüş.

10 Mar 2015

Risttuules

Donuk anların zihinde büyüyerek günlerin üzerine çöktüğü bir trajedi ancak hayli canlı, kameranın durağanlaşmadığı fakat trajedi sahiplerinin -yaşamayı sürdüren bedenlerinin, öldürülmüş ruhlarının suretine bürünerek- durduğu ve sadece bakışlarıyla fotoğrafları canlandırdığı plânlarla anlatılabilirdi. Erna'nın, ailesi ayrıldığı andan itibaren fotografik imgelere dönüşen ve şiirsel mektupların karakterlere sesini verdiği sürgün yolculuğu, eve dönüş ile yeniden hareketli imgelere dönüyor ancak genç yönetmenin Erna'nın mektuplarına bir cevap niteliğinde Erna'nın eşinin ağzından yazdığı mektup, ailenin en azından öyküsünün bir trajediden uzaklaşabilmesini sağlamayı tercih etmiyor.

Martti Helde, 2014


9 Şub 2015

Ida (2013)

Alışıldık bir, ‘ölüm sonrası’ yol hikâyesi, aslında yahudi olduğunu öğrenen bir rahibe ve hafifmeşrep bir yargıç ekseninde, soykırımla dirsek temaslı filmlerin ülkesi Polonya’ya taşınıyor ancak bu kez, temas bir kapanış niteliğinde: Ida, olanlar olduktan sonra artık kendilerine yönelmiş, yeniden bireyselleşmiş karakterler çevresinde kuruluyor. Kulağımıza çalınan bir arka plân cümlesi Yeni Polonya’dan söz ederken, Ida da teyzesiyle birlikte çıktığı yolculukta, henüz tanıştığı kimliği ve sahip olmayı seçtiği kendi arasında gidip geliyor. Kabullenme gerçekleşmeden evvel, hele ki neyi feda ettiğini henüz keşfetmemişken, elbette ipler komplekslerin elinde; gece eğlencesinden dönen teyzeye elindeki tek erkek olan İsa’yı da kaptırma ihtimaline tahammül edemeyen Ida’yı ancak, ufak flört sözcükleri uykuya yatırabilir.

Kabullenme ve tecrübeye girişme aşamasından sonra ise Ida, filme değerini veren seçimini yapar: Feda ettikleri, ‘yeni’ olmaya değer değildir. Ida’nın sakince geri dönüş yolunu teptiği plân ise, olabilecek en duru ve etkili twist.

Boxtrolls, The

Tipik bir toplum alegorisi animasyonu olarak The Boxtrolls alt sınıfı temsil eden kutu cücelerini şirin ve masum göstermeye hayli çabalıyor ancak onları dilsiz ve zekası düşük göstermekten de geri durmuyor. Orta sınıf, üst sınıfa yaranmak ve onlara katılmak için alt sınıfı ezmeye çabalar ancak kendini iyilerden görmeye fena hâlde ihtiyaç duyan kırmızı şapkalı orta sınıfın, ne yaparsa yapsın, elitliğin sembolü peynirlere alerjisi vardır; sınıflararası geçiş bu peynirsever dolu memleketin fıtratında yoktur.

Fury (2014)

Fury, dramatik sahnelere ulaşabilmek adına, felaket bir savaşın ortasında yer almıyorlarmış gibi başlarına sürekli iş açmaya çabalayan altı kişilik bir tank ekibini konu alıyor. Ekseninde yer aldığımız genç adam dahil, hiçbir karakterin kahramanlıklara atılmak için yeterli motivasyonu yok; savaşın buna ihtiyacı yok ancak filmin ne yazık ki var. Yine de hem aksiyonun, hem de o –muhtemelen filmin tohumları olan- dramatik sahnelerin kurgulanışı Fury’yi yükseltiyor.

Baba figürünün kendini feda etmesi ve genç adamı acı dolu bir tecrübeyle geri kalan yaşamına uğurlaması, alışıldık bir kahraman olma stratejisi. Brad Pitt’in bu kariyer adımı, elbette Bruce Willis’in kendini, kızını isteyen adam uğruna feda etmesi kadar (Armageddon) aşkın bir mertebeye atılmıyor ancak iki aktör arasında birtakım benzerlikler oluşmaya başlamadı değil. Yaşlanan bir Brad’den çok çekeceğimiz olabilir, ve savaş kahramanlığı adına bir kolaj çalışması olmaya yakın Fury de neredeyse bunlardan biri.

‘Wardaddy’ bir kez daha tank-siperinden çıktığında o ölümcül kurşunu yiyeceğini elbette biliyordu; fakat Brad olmak bunu gerektirir…  Tüm diğer dramatik anlardaki gibi (film bundan ibaret), bunu süzecek durgun saniyelere sahip olmamız ise filmin iyi yanı.

21 Oca 2015

Birdman (2014)

Kendini öldürmeyi dahi beceremeyen yılgın bir süper kahraman, elbette diegesis'in yalnızca fazlasıyla öznel kısımlarında yer çekimine karşı koyabilir veya hayatının oyuncularından farksız olan nesneleri fiziksel temas olmaksızın kontrol edebilir. Bu kez terse çevrilmiş bir şekilde, sahne arkasının aksine sahneye çıktığında ise, sahnenin dışında her yerde mış gibi davranan doğuştan aktörün de silkelemeleriyle gerçekliğe döndürülecek ve saygın bir eser üretme çabasının nasıl da sadece kendini önemli hissetme arzusundan kaynaklandığı ile yüz yüze gelecektir. Sevgi ve hayranlığın farkını idrak edebilmek, plan sekansların ayrımlarını fark edebilmek kadar zor. Hele ki soundtrack mutfaktan verilir, hayli sakar bir girişimin ardından kahraman maskesi burna ancak bandaj olarak takılır, karakterin Twitter takipçi sayısının artması ve klozette oturan öfkeye veda etmesiyle o baygınlık geçirten katarsis tema müziği yükselir ve çözüm yalnızca ikiyüzlü bir kendini kandırma ile gelirken.

2 Oca 2015

The Babadook

Babadook'un anne ekseninde dolaşacağı, henüz açılış karabasanından ima ediliyor. Babadook'un oğula kendini ilk olarak annenin zevk dolu mastürbasyonu sırasında göstermesi tesadüf değil; çocuğuna sahip olurken erki ortadan kaldıran anne, cinsel dürtülerin yakın plânlarını vermeye başlamış oğlunun iteklemesiyle suçluluk duygusunu öfke olarak dışavurmaya başlar. Babadook, annenin vicdanı, süperegosu, erki. Annenin içindeki baba. Annenin oğul ile nihai bir kavuşma yaşamasının önündeki engel. "If it's in a word. Or it's in a look. You can't get rid of... The Babadook."